Teknik İnsanlar Forumu

Kültür ve Sanat => Sahne sanatlarý (bale, tiyatro) => Konuyu başlatan: THE RISING - 26 Mayıs 2012, 14:40:04

Başlık: Gölge ve Orta Oyunu
Gönderen: THE RISING - 26 Mayıs 2012, 14:40:04
Gölge ve Orta Oyunu  

A) GÖLGE OYUNU
A1) "GÖLGE OYUNU" NASIL ORTAYA ÇIKTI ? TÜRKÝYE'YE NASIL GELDÝ ?


Gölge oyununun ilkin nerden çýkmýþ olabileceði konusunda iki ana görüþ vardýr, birinciye göre gölge oyunu ilk olarak Asya'dan çýkýp Batý'ya doðru yönelmiþ ve yayýlmýþtýr. Ýkinciye göre ise Batý'dan Doðu'ya ve Asya'ya geçmiþtir. Asya'nýn çok zengin bir gölge oyunu geleneði olduðuna göre ister Hindistan'dan, ister Cava'dan isterse Çin'den çýkmýþ olsun, gölge oyununun Asya'dan Batý'ya yayýldýðý görüþü daha güçlüdür. (Metin And, Dünyada ve Bizde Gölge Oyunu, Ankara 1977 )

Ýslam ülkelerinde görülen gölge oyununun Cava'dan gelebileceðini kabul edebiliriz. 1300 ile 1750 yýllarý arasýnda, Malaya ve Bali dýþýnda Endonezya Ýslamlýðý kabul etmiþti. Bundan önce de Arap gezginlerinin Kýzýldeniz, Çin kýyýlarýnda dolaþtýklarý, Güneydoðu Asya kýyýlarýnda küçük yerleþmeler olduðunu biliyoruz. VII. Ve X. yüzyýllarda Arap tacir ve gezginleri Ýslamlýðý buralarýn yerlilerine kabule zorlamamýþlardý. Ýslamlýk daha çok Hintliler yoluyla gelmiþti. Bu bakýmdan, Ýslamlýk etkisinden önce Araplarýn bu bölge ile tanýþýklýðý bulunduðuna göre, bu deðinmeden önce Araplarýn Cava gölge oyununu da öðrenmiþlerdir. (Metin And, Geleneksel Türk Tiyatrosu, Ýstanbul 1985 )

Doðu ülkelerine özgü bir sanat olduðu anlaþýlan gölge oyununun ilk Çin'de çýktýðý söylenir. Söylentiye göre, Ýmparator Wu (hük. M.Ö 140 - 87 ) çok sevdiði karýsýnýn ölümü üzerine derin bir üzüntüye kapýlýr; Þav - Wöng adlý bir Çinli imparatorun üzüntüsünü hafifletmek için, ölen kadýnýn hayalini bir perde arkasýndan gösterebileceðini söyler; sarayýn bir odasýna gerdiði bir perdenin üzerine karýsýna benzeyen bir kadýnýn gölgesini düþürür ve bu gölgeyi ölen kadýnýn hayali olarak imparatora sunar. (M.Ö 121)

Bir baþka söylenti ise gölge oyununun IV. Yüzyýlda Hint'ten çýktýðýný, V. Yüzyýlda ise Cava'ya geçtiðini söyler. Cava'da Wayang adý verilen ve gerek þekilleri, gerek konularý bugüne deðin korunan bu oyunlarda Hint efsanelerinin etkisi açýkça görülmektedir. Cava edebiyatýnda, evren bir Wang sahnesine, insanlar ve doða da Wayang tasvirlerine benzetilmiþtir. Ýslam dünyasýnda bu oyuna hayal -el -zýll ( gölge hayali), zýll -el -hayal (hayal gölgesi), hayal -el -sitare (perde hayali) vb. adlarý verilmiþtir. Ýslam dünyasýnda çeþitli kelamcý ve tasavvufçularýn eserlerinde hayal sahnesi evrene, insanlar ve tüm varlýklar, perdedeki geçici hayallere benzetilmiþ, oyundaki hayaller nasýl perde arkasýndaki görülmeyen bir sanatçý tarafýndan oynatýlýyorsa, evrendeki varlýklarýn da görünmeyen bir yaratýcý tarafýndan hareket ettirildiði anlatýlmýþtýr. (Cevdet Kudret, Karagöz, Ankara 1968 )

Ayrýca Ýbni Batuta 1345'te Cava'ya uðramýþ ve Cava gölge oyununu bir çok bakýmlardan Arap ve Türk gölge oyununa benzetmiþtir. Her ikisinde de beyaz bir perde vardýr, oynatanla perde arasýna yað kandili konulur.

Görüntüler deridendir; Cava kuklasýnda, kuklalara destek olarak muz dallarýndan "Gedeborg pisang", bizdeki Hayal aðacý denen çatal desteklere benzer; týpký Karagöz'deki göstermelikler gibi perdenin ortasýna yaprak biçiminde bir görüntü konulur. Bunun adý "Gunungan"dýr; bu toprak, deniz, hayvan gibi evreni canlandýrýr;oyundaki görevi bakýmýndan da bizim göstermeliklere benzer. Oyunun baþladýðýna iþaret olduðu gibi, kimi zaman dekor yerine de geçmektedir. Gene ayný oyunlarda oynatýcý Dalang, Karagöz'de olduðu gibi, alýþýlmýþ basmakalýp sözleri müzikle söyler; Allah'a bir yakarýþ vardýr.
Bunda belirli bir Arap etkisi görülür. Bunu Karagöz muhaveresi gibi bir söyleþme izler, her iki gölge oyununda da görüntüler yandandýr.Yalnýz Wayang Kedek'te kadýn görüntüleri öndendir. (Metin And, Geleneksel Türk Tiyatrosu, Ýstanbul 1985 )

Gölge oyununun Türkiye'ye nerden,nasýl ve ne zaman girdiðine gelince, Birçok yazar ve incelemecinin daha sonra çürütülen görüþlerine bakýlýrsa, gölge oyunu Türkiye'ye Ortaasya'dan Ýran yoluyla gelmiþtir. Ve XVI yüzyýldan çok öncedir. Kimi de Evliya Çelebi'deki hiçbir temeli olmayan söylentiye kanarak bunu Selçuklu çaðýna uzatmaktadýr.Bu incelemecileri yanýltan herþeyden önce "hayal" sözcüðü olmuþtur. Orta Asya'daki ipli kukla türü olan "Çadýr Hayal"i gölge oyunu sanmýþlar, XVI yüzyýldan önce eski metinlerde sýk sýk rastlanan ve kukla anlamýnda kullanýlan "hayal" sözcüðünün gölge oyununa bir anýþtýrma olduðunu sanmýþlardýr. (Metin And, 100 Soruda Türk Tiyatrosu Tarihi, Ýstanbul 1970 )

XVI. yüzyýlda Mýsýr'dan gelmiþ olduðu üzerine kesin bir kanýt vardýr. Ýlk kez profesör Jacob'un ilgimizi çektiði bu kanýt, Arap talihçisi Mehmed bin Ahmed bin Ýlyas-ül Hanefi'nin "Bedayi-üz-zuhür fi vekaayi-üd-dühur adlý Mýsýr tarihindedir. Bu eserin birkaç yerinde gölge oyunuyla ilintili yerler vardýr. Mesela; Sultan Melik-ün Nasirüddin Muhammed'in gölge oyuncusu Ebul-Þer'in gösterisiyle eðlendiði belirtilmektedir. Bir baþka yerde de, yalnýz Ramazan'da olmayýp bütün yýl boyunca oynatýlan gölge oyununun 9 Zilhicce 924'te yasak edildiði bildirilmiþ, bunun gerekçesi olarak Osmanlý askerlerinin bu temsillerden dönen seyircileri soyduklarý, aralarýndaki kýz ve erkek çocuklarýný kaçýrdýklarý gösterilmiþtir.Bu kaynaðýn konumuzla ilintili yerine gelince, 1571'de Mýsýr'ý ele geçiren Yavuz Sultan Selim,Memluk Sultaný II. Tumanbay'ý 15 Nisan 1517'de astýrmýþtý. Cize'de, Nil üzerinde,Roda Adasý'ndaki sarayda bir gölge oyuncusu, Tumanbay'ýn Züveyle kapýsýnda asýlýþýný ve iki ipin,iki kez kopuþunu canlandýrmýþ,sultan bu gösteriyi çok beðenmiþ, oyuncuya 80altýn ve iþlemeli kaftan armaðan ettikten sonra "Ýstanbul'a dönerken sen de bizimle gel, bu oyunu oðlum da görsün,eðlensin" demiþtir.

Bunu destekleyen baþka kanýtlara geçmeden önce Mýsýr'daki gölge oyununun XVI. yüzýldaki Türk Gölge Oyunuyla ortak noktalarýnýn bulunup bulunmadýðýný görelim. Mýsýr'da XI.,XII. Ve XII. yüzyýllarda gölge oyunu bulunduðunu biliyoruz. XIII. yüzyýldan Mehmed bin Danyal bin Yusuf'un yazdýðý manzum ve uyaklý nesirle üç gölge oyunu metni bulunmaktadýr.

Bunlardan birisinin adý Tayf-ül-hayal'dir. Baþý týpký Karagöz'de olduðu gibi þarký,seyircilere teþekkür,Tanrý'ya yakarýþ ve hükümdar için dua bölümlerini içine alýr. Oyunun konusu Þinasi'nin "Þair Evlenmesi"ni çaðrýþtýrdýðý gibi, Karagöz daðarcýðýnýn çok tanýnmýþ oyunlarýndan "Büyük Evlenme"ye de yakýnlýðý vardýr.Oyunun baþ kiþileri Garib ile Acib'dir.Garib kurnaz, yoksul! Acib ise Allah'a þarabý yarattýðý için dua eden, dilencileri isteklendiren bir sözendir. Bunlar týpký Karagöz ve Hacivat gibi karþýt kiþilerdir.

Mýsýr gölge oyununda belirli kalýplaþmýþ kiþilere, tiplere pek rastlanmaz. Nitekim XVI. yüzyýlda Karagöz ve Hacivat'ýn adýný duymayýz. Böylece, Mýsýr'dan alýnmýþ olan bu yeni oyuna zamanla Türk yaratýcýlýðý katýlmýþ; çok renkli, hareketli, özgün bir biçim verilmiþ, kesin biçimini aldýktan sonra da Osmanlý Ýmparatorluðu'nun etki alaný ve çevresinde yayýlmýþtýr. Böylece "Gölge Oyunu" Mýsýr'a yani geldiði yere bu yeni ve geliþmiþ biçimiyle dönüp yerleþmiþtir. Nitekim birçok gezgin ,XIX yüzyýlda Mýsýr'daki gölge oyununu anlatýrken, bunun Karagöz olduðunu, Mýsýr'a Türkler tarafýndan sokulduðunu ve çoðunlukla Türkçe oynatýldýðýný belirtmiþlerdir.

Gölge oyununu en geniþ ve ayrýntýlý bir biçimde anlatan belgelerden biri 1582 þenliðini anlatan Surname-i Hümayun'dur.Bu esein birçok yerinde "hayalbazan" deyimi geçer. Bu deyim;belki kukla,belki de bir baþka oyunun adýydý.Profesör Jakob bu kaynaðý bilmemekle birlikte ayný þenliðin görgü tanýklarýndan bir yabancýnýn anlatýlarýna yer vermiþtir. "Biri altý tekerlek üzerinde tahtadan bir küçük baraka veya sahneyi ortaya getirdi. Bunun önünde keten bezinden bir perde, içinde ise birkaç ýþýk vardý, birisi görüntüleri ýþýklarla perdeye yansýtarak bunlarý oynatýyordu. Bunlardan baþka, iki kiþi parmaklarýyla dilsiz gibi iþaretleþip konuþuyorlar, buna yakýn þeyler yapýyorlardý. Biri kovalýyor ve koþuyordu vb. Bunlarýn tümünü seyretmek, bu görüntüleri oraya buraya çeken ipler gözükmese,çok hoþa gidecekti" Metinde görüntülerin iple oynatýldýðý belirtilmektedir. Ancak tanýklar bunlarý oynatan sopalarýn gölgesini ip sanmýþ olabilirler.

Gölge oyununun 1517 yýlýnda Türkiye'ye girdiðini kabul edersek, 1582 þenliðine deðin bizde de bu alanda sanatçý yetiþecek elli yýlý aþkýn bir süre geçmiþtir.

XVII yüzyýlda ise artýk Karagöz'ün kesin biçimini aldýðýný biliyoruz. Bu yüzyýlda Evliya Çelebi gölge oyunu üzerine kesin bilgi verdiði gibi, Türkiye'ye gelen gezginler de Karagöz oyununu anlatmaktadýrlar. Bunlardan Pietro della Valle, Ramazan'da kahvelerde, çeþitli soytarý ve oyuncularýn yanýsýra, geriden aydýnlatýlmýþ bir perde veya boyanmýþ bir kaðýt üzerinde gölgelerin oynatýldýðýný, bunlarýn kendi ülkesi Ýtalya'da ,Napoli'deki saray önündekilerden veya Raoma'da Navone Meydaný'ndakilerden deðiþik olarak sözlü olduklarýný, bunlarý oynatanýn sesini deðiþtirerek çeþitli dilleri ve aðýzlarý taklit ettiðini, kadýn-erkek iliþkilerinin büyük bir açýk-seçiklikle gösterildiðini,bu konularýn böyle bir dinsel bayramda ve genel yerler için aþýrý utanmasýz olduðunu belirtiyor.

Bu yüzyýlda en çok bilgi Evliya Çelebi'de buluyoruz. Onun kitabýnda ilk kez Karagöz ve Hacivat'ýn adlarý anýldýðý gibi, oyun konularý, oyunun özellikleri, perde gazelleri,çaðýn ünlü oyuncularý üzerine bilgiler de buluyoruz.

Evliya Çelebi iki çeþit gölge oyunu oynatýcýsý sayýyor: "Pehlivan-ý þebbaz" yani "Hayal-i zýlciyan" ve "Hayal-i zýll-i tasvirciyan" Ancak bunlarýn tanýmlamasýný yapmýyor. Bu bakýmdan Evliya Çelebi'nin 1834'te yayýmlanmýþ Ýngilizce çevirisi belki yardýmcý olabilir. Bu çeviri kesin olarak kabul edilmese de bir ipucu verebilir. Çeviri "Hayal-i zýlciyan"ý , "Hayal-i zýll-i tasvirciyan" ý ise < geceleyin ombresgic lantern ile gösterenler > diye karþýlýyor. Çeviri doðru ise, birincisi Karagöz gibi perde arkasýndan oynatýlmýþ oluyor, ikincisi ise sinema gibi karþýdaki perde üzerine yansýtýlýyor.

Bir tartýþma konusu da, Karagöz ve arkadaþý Hacivat'ýn yaþamýþ gerçek kiþiler olup olmadýðýdýr. Gölge oyununun bu iki kahramaný halkýn gönlünde yüzyýllarca öyle yerleþmiþlerdir ki, halk onlarý gerçekten yaþamýþ kiþiler olarak görmek istemiþtir.Bu bakýmdan bir takým söylentilerde onlarýn gerçekten yaþadýklarý ileri sürülmüþtür. (Metin And, Geleneksel Türk Tiyatrosu, Ýstanbul 1985 )

Bu söylentilerden birine göre; Sultan Orhan (hük.1239-1254) devrinde Bursa'da bir camii yapýmýnda Karagöz demirci, Hacivat da duvarcý olarak çalýþýyormuþ. Ýkisi arasýnda her gün sürüp giden nükteli konuþmalarý dinlemek isteyen iþçiler, iþlerini güçlerini býrakýp onlarýn çevresinde toplanýr, bu yüzden de yapým iþleri ilerlemezmiþ. Bunu öðrenen Sultan Orhan, Karagöz ile Hacivat'ý öldürtmüþse de, bir süre sonra iç acýsý çekmeye baþlamýþ; padiþahýn acýsýný dindirmek isteyen Þeyh Küþteri bir perde kurdurmuþ, Hacivat'la Karagöz'ün deriden yapýlmýþ tasvirlerini perde arkasýnda oynatýp onlarýn þakalarýný tekrarlayarak padiþahý avutmuþ. ( Çin söylentisinde, ölen karýsýna acýnan imparator Wu'yu avutmak için perde arkasýndan bir kadýn geçirme olayý ile bu Türk söylentisi arasýndaki benzerlik, ayrýca dikkate deðer.) (Cevdet Kudret, Karagöz, Ankara 1968 )

Ýkinci söylentiyi Evliya Çelebi'de buluyoruz: Ona göre, Efelioðlu Hacý Eyvad, Selçuklular çaðýnda Mekke'den Bursa'ya gidip gelen Yorkça Halil diye tanýnmýþ biridir. Bu yolculuklardan birinde kendisini Eþkýyalar öldürmüþtür. Karagöz ise Ýstanbul Tekfuru Konstantin'in seyisi olup Edirne dolaylarýnda Kýrk Kilise'den Kýpti Sofyozlu Bali Çelebi'ydi, yýlda bir kez Tekfur kendisini Alaeddin Selçuki'ye gönderdiðinde Hacivat ile buluþup konuþurlardý. Hayal-i zýll sanatçýlarý onlarýn söyleþmelerini gölge oyunu olarak oynatýrlardý. Evliya'nýn kendi çaðýndan þöyle bir dört yüz yýl öncesinin olaylarý üzerine vereceði bilgi ne denli doðru olabilirse, bu söylenti de o denli güvenilebilir.Elde güvenilir bir kaynak olmadýkça Karagöz ve Hacivat'ýn ne yaþadýðý, ne de yaþamadýðý yolunda bir sonuca ulaþabiliriz. Netekim günümüze dek Karagöz'ün gerçek veya yapýntý bir kiþi olup olmadýðýna dair basýnda uzunca tartýþmalar olmuþ. Bu tartýþmalardan birinde Filibeli Mithat Beyin Bursa Belediye Baþkaný Muhittin Beye bir mektubu yayýnlanmýþtýr.

Mektup sahibi 1333 yýlýnda Hisar'daki Ortapazar medresesi kitaplýðýnda, "Hayat ve menakýb-i Kara Oðuz ve Hacý Ehvad" adýnda bir kitabýn bulunduðunu, sonra bir yangýnda yanmýþ olduðunu, Bursa'da Sahaflar Çarþýsý'nda oturan kahveci Þeyh Hakký Efendi'nin Karagöz'ün Orhaneli ilçesinde Karakeçili aþiretinden < Kara Oðuz > adýný taþýyan bir köylü olduðunu söylediðini, fakat bu adýn daha sonra < Kara Öküz > e çevrildiði, arkadaþý < Hacý Ahvad > ile birlikte düzenledikleri oyunlarýn Þeyh Küþteri'nin ilgisini çektiðini ve ü "Karagöz"e çevirdiði ileri sürülmüþtür.

KAYNAK: OKAN METÝN
MÜJDAT GEZEN SANAT MERKEZÝ
"GELENEKSEL TÜRK TÝYATROSU"
YÜKSEK LÝSANS BÝTÝRME TEZÝ
DANIÞMAN: MÜJDAT GEZEN
2003